Halvetiyye meşâyıhından Ebü’l-Berekât Muhammed Efendi Hazretleri’nin kerîmesi değil, evlâdı olan Şeyh Şemseddin Sivâsî Hazretleri, zâhir ve bâtın ilimlerinde temâyüz etmiş âlim ve âriflerden Arakiyecizâde Şemseddin Mahvî Efendi’nin talebeleri arasında yer almıştır.
Payitaht-ı İstanbul’da medrese tahsilini ikmâl ederek ulûm-ı şer‘iyye ve akliyye sahalarında icâzet-i ilmiyye almaya muvaffak olmuş, akabinde müderrislik vazifesiyle irşad ve tedrise devam etmiştir. Ancak ilmî ve ahlâkî hassasiyeti sebebiyle, vazifesini ifa ederken müşahede ettiği birtakım usûl ve erkâna mugayir hâller karşısında görevinden ferâgat etmeyi tercih etmiş; bu istikamet üzere Amasya’ya azimet ederek, babasının da mürşidi olan Şeyh Muslihuddin Hazretleri’ne intisap etmiştir.
Mürşidinin irtihâl-i dâr-ı bekâ etmesinin ardından, işaret ve yönlendirme ile Şeyh Abdülmecid Şirvânî Hazretleri’ne bağlanmış; onun mânevî terbiyesi ve seyr ü sülûk terbiyesinde on yıl müddetle hizmet ve mücâhede üzere bulunmuştur. Bu süre zarfında nefs tezkiyesi ve kalp tasfiyesiyle kemâle erdikten sonra, Halvetiyye tarîkatından hilâfetle taltif edilerek irşad vazifesiyle memur kılınmıştır.
Daha sonra Sivas Valisi Hasan Paşa’nın daveti üzerine Sivas’a teşrif eden Şeyh Şemseddin Sivâsî Hazretleri, burada bir tekke inşa ettirerek irşad ve tebliğ hizmetlerine başlamıştır. Bununla birlikte Meydan Camii’nde vaaz ve nasihatlerine devam etmiş; halkın zâhirî ilimlerde kemâle ermesiyle birlikte bâtınî terbiyeye yönelmesine de vesile olmuştur.
Şeyh Şemseddin Sivâsî Hazretleri, müridleriyle beraber Sultan III. Mehmed Han’ın daveti üzerine Eğri seferine iştirak etmiştir. Bu esnada kendisiyle mülâkî olan Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri, ilerlemiş yaşına rağmen gazaya olan rağbetinin sebebini sual ettiğinde, Şeyh Şemseddin Sivâsî Hazretleri şu hikmetli beyanda bulunmuştur:
“Bugüne dek cihâd-ı ekber ile nefsimle mücâhede ederek Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in sünnetine ittibâya gayret ettim. Lâkin cihâd-ı asgar ile müşerref olmak nasip olmadı. Bu sünnete dahi uymak arzusundayım.”
Bu sözler karşısında derin bir muhabbet ve hürmet hisseden Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri, kendisinin elini öpmüş; ardından onu Üsküdar’daki dergâhında üç gün müddetle misafir ederek izzet ve ikramda bulunmuştur.
Şeyh Şemseddin Sivâsî Hazretleri, Payitaht-ı İstanbul’a teşrif buyurduklarında Üsküdar’da Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin dergâhında ikamet etmişler, üç gün müddetle kendileriyle sohbet ve mükâlemelerde bulunmuşlar, bilâhare Ayasofya civarında bir hanede mukim olmuşlardı. Zât-ı âlîleri, devrin ileri gelen zevâtı tarafından ziyaret olunmuştu. Buna ilâveten, Sultan III. Mehmed Han Hazretleri’nin kendileri için Sinan Paşa Köşkü’nde bir ziyafet tertip buyurdukları; söz konusu ziyafette hazır bulunanlar nezdinde ve bilhassa Hoca Sadeddin Efendi (v. 1008/1599) tarafından büyük bir hürmet ve ihtirama mazhar oldukları da kaydedilmektedir.
Bir gün Sultan III. Mehmed Han Hazretleri’nin Sinan Paşa Köşkü’nde tertip buyurdukları ziyafette, harbin âkıbeti Şeyh Şemseddin Sivâsî Hazretleri’nden istifsar olunduğunda, muharebenin zaferle neticeleneceğini müjdelemişlerdi. Bundan hemen hemen bir ay sonra sefere çıkılmıştı.
Muharebe esnasında İslâm ordusunun dağılması ve nizamın bozulması üzerine, Sultan III. Mehmed Han Hazretleri, Şeyh Şemseddin Sivâsî Hazretleri’ne hitaben: “Müşahedeniz hatalı çıktı; biz mağlup oluyoruz” buyurduklarında, Hazret-i Şeyh sükûnetle henüz vaktin gelmediğini beyan etmişlerdi.
Nitekim yarım saat geçmeden Hazret-i Hızır zuhûr edip:“Vakt-i fetihdir” diye müjde verdi. Bunun üzerine Şemseddin Sivâsî Hazretleri, meşâyihin önüne geçerek gür ve kuvvetli bir nida ile:
“Eyyühe’l-mü’minûn! Eyne gayretü’l-İslâm, eyne gayretü hayri’l-enâm ve eyne gayretü’s-sultân el-ekremü’l-kirâm!”
diye haykırarak hücuma iştirak etmişler; bu hâl üzere muharebenin seyri İslâm ordusu lehine tahavvül eylemişti.
Eğri gazâsının hitâmında Sultan III. Mehmed Han Hazretleri, Şeyh Şemseddin Sivâsî Hazretleri’ni payitaht-ı İstanbul’a birlikte götürme arzusunu izhar etmiş ise de, Hazret-i Şeyh bu talebe muvafakat etmeyerek Sivas’a avdet etmeyi tercih etmiştir. Bunun üzerine Sultan III. Mehmed Han Hazretleri, memnuniyet ve muhabbetini şu veciz sözlerle dile getirmiştir:
“Dedem Hazret-i Fatih Sultan Mehmed’in yanında Akşemseddin Hazretleri vardı. Benim yanımda da Şeyh Şemseddin Sivâsî vardır.”
Bu iltifat ve teveccüh, Şeyh Şemseddin Sivâsî Hazretleri’nin zâhir ve bâtın ilimlerindeki kemâlinin ve sultan nezdindeki mânevî mevkiinin açık bir tezahürü olarak kabul edilmiştir. Sultan III. Mehmed Han Hazretleri’nin tasavvufî yönünün, devrin meşâyihiyle kurduğu yakın münasebetler üzerinden şekillendiği anlaşılmaktadır. Hususan Şeyh Şemseddin Sivâsî Hazretleri ile olan irtibatı, padişahın tasavvufa bakışını ve manevî otoriteye atfettiği değeri açıkça ortaya koymaktadır.
Kaynaklarda, Sultan III. Mehmed Han Hazretleri’nin Şeyh Şemseddin Sivâsî Hazretleri’ni Sinan Paşa Köşkü’nde ağırlaması, kendileri için hususî ziyafet tertip buyurması ve bu mecliste devrin ulemâ ve ricâliyle birlikte bulunması, sıradan bir himaye ilişkisinden ziyade manevî bir hürmet ve itimat çerçevesinde değerlendirilmiştir. Nitekim Hüseyin Vassaf, Harîrîzâde Mehmed Kemâleddîn Efendi ve Mahmûd b. Ahmed el-Hulvî gibi müelliflerin eserlerinde bu yakınlığa işaret eden kayıtlar yer almaktadır.
Bununla birlikte, Eğri Seferi esnasında vuku bulan hadiseler ve bu bağlamda Şeyh Şemseddin Sivâsî Hazretleri’ne atfedilen manevî tasarruflar, Sultan III. Mehmed Han Hazretleri’nin harp ve devlet işlerinde yalnızca zahirî tedbirlere değil, dua ve ilahî yardıma da büyük ehemmiyet verdiğini göstermektedir. Fetihnâmelerde ve menâkıb kaynaklarında yer alan bu rivayetler, padişahın tasavvufî çevrelerle olan bağının dönemin zihniyet dünyası içinde tabiî ve meşru bir yer tuttuğunu ortaya koymaktadır.
Bu itibarla Sultan III. Mehmed Han Hazretleri’nin tasavvufî yönü; meşâyih ile irtibat, sûfîlere hürmet, dua ve himmet talebi şeklinde tezahür etmiş olup, yukarıda anılan eserlerin müşterek tanıklığıyla tarihî bir zemin kazanmaktadır.
Şeyh Şemseddin Sivâsî Hazretleri, Nakdü’l-Hâtır adlı eserinde Hazret-i Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efenimiz, Ashâb-ı Kirâm ve Hulefâ-yı Râşidîn Hazretleri hakkında dualara yer verdikten sonra, bilâhare devrin padişahı Sultan III. Mehmed Han Hazretleri için de uzunca bir dua kaleme almıştır.
Şeyh Şemseddin Sivâsî Hazretleri, Sivas’a dönüşünden kısa bir müddet sonra Rebîülevvel 1006 tarihinde (Ekim 1597) dâr-ı bekāya irtihâl etmiş; cenâze namazı, rivayetlere göre yüz binleri bulan büyük bir cemaatin iştirakiyle eda edilmiştir. Mübarek naaşı, Sivas’taki Meydan Camii hazîresine defnedilmiştir.
Abdülehad Nûrî Sivâsî, Silsile-nâme-i Abdülehad Nûrî, Süleymaniye Kütüphanesi, Çelebi Abdullah Efendi Bölümü, nr. 172/6.
Ali Âlî, Feth-i Bilâd-ı Engürüs (Fetih-nâme-i Eğri), Süleymaniye Kütüphanesi, Halet Efendi Bölümü, nr. 623.
Harîrîzâde Mehmed Kemâleddîn Efendi, Tibyânü’l-vesâʾili’l-hakāʾik fî beyâni selâsili’t-tarîk, I–III, Süleymaniye Kütüphanesi, İbrahim Efendi Bölümü, nr. 430–432.
Hüseyin Vassaf, Sefîne-i Evliyâ-yı Ebrâr, I–V, Süleymaniye Kütüphanesi, Yazma Bağışlar Bölümü, nr. 2305–2309.
Mahmûd b. Ahmed el-Hulvî, Lemezât-ı Hulviyye ez-Lemezât-ı Ulviyye, Süleymaniye Kütüphanesi, Düğümlü Baba Bölümü, nr. 565.
Peçevî İbrahim Efendi, Târîh-i Peçevî, İstanbul 1283, c. II, s. 290.
Receb b. İbrahim Cemâleddîn Sivâsî, Necmü’l-Hüdâ Şemseddîn fî Menâkıb-ı Ebü’s-Senâ eş-Şeyh, Süleymaniye Kütüphanesi, Lala İsmail Bölümü, nr. 694/2.
